ARTIMEKANEVTASARIM

Sanat dolu bir proje

Youtube

‘Ev sahibiyle tanıştığımızda evini sadece bir hafta önce almış ve hemen döşeyip yaz başı taşınmak istiyordu. İmkansız değildi, hemen buluşup projeyi görmeye gittim. O modern yapının içine girip, salona doğru yürüdüğümde bahçeden giren ışık süzmelerine ve kafamı kaltırıp yüksek tavanlara baktığımda ilk sorduğum soru ‘’bana ne kadar zaman verebilirsiniz?’’ oldu. Harika bir serüven olabilirdi, görebiliyordum. Ev Los Angeles’ta Marina Del Ray’in o ince uzun güzel sokaklarından birinde, ustalıkla inşa edilmiş modern bir mimari. Ikı katlı, müstakil, yemyeşil ön ve arka bahçeleri, havuzu, misafir odaları, Pasifik Okyanusu’nu gören bir terası var. Mimar evi sabah ve akşam gün ışığını en verimli alacak şekilde tasarlamış. Ebru bu projeyi hızlıca döşemeye çalışmanın ona haksızlık olacağını düşünmüş.  

‘Projenin tasarım sunumu yapmaya gittiğim o ilk toplantıda müşteriye, bu yaz değil ama bir sonraki yaz taşınabilirsiniz diyecektim. Risk büyüktü ama tasarladığım konsepte güveniyordum. Ev sahibi sumunu gördükten sonra proje süresini uzatmayı kabul etti. O günden itibaren de bana ve fikirlerime büyük destek oldu. Klasik bir Kalifornia evi olarak döşemeyi planladığı bu evi çok başka bir yöne taşıyorduk ve o da en az benim kadar heyecanlıydı.‘ Marina Evi tasarımcının bu güne kadar kendi çizgisini en özgür ve kendinden emin biçimde ifade ettiği proje olmuştu. ‘ Daha önce büyük markalar için iç mimarlık yapıyordum ve seçimlerim zaman zaman markaların ürün gamına bağlı kalmak zorunda olabiliyordu. Bu proje ev sahibinin de verdiği müthiş destekle inandığım ve hayranı olduğum bir çok sanatçıya ve tasarımcıya özgürce yer verebildiğim, kendi yaratıcılığımı net ifade edebildiğim bir proje oldu.’

Tasarımcı Ebru Kuyak bu proje’de Achille Castiglioni, Gerrit Rietvelt, Marcel Wanders, Piero Lissoni, Pierre Yovanovitch gibi daha birçok sevdiği tasarımcının tasarımlarına öncelik verdi. Hatta bu seçkilerin içinde MOMA’nın daimi kolaksiyonunda yer alan çok güçlü parçalar da var. Genele olarak bu ikonik unsurların etrafında sakin ve huzurlu bir yasam alanı yaratmak hedeflenmiş. Modern ve Zen unsurları cesurca ancak olabilecek en dingin haliyle harmanlanmış. Tercih edilen renklerde, form ve dokularda bu kusursuz dengeyi görmek mümkün.

‘Mekan’da eşyalar birbirine uzaklığıyla dikkat çekiyor. Bunu eve giren güneş ışığına ve ışık lekelerine öncelik vermek için böyle planladım. Günlerce eve gelip ışığın evdeki yönünü ve iç mekanda yarattığı lekeleri izledim… Sanat dolu bu ev mobilyaların seyrekliği arasındaki resim, heykel ve ikonik tasarımların varlığıyla birlikte bir bütün olarak izlendiğinde küçük bir müze-ev etkisi yaratıyor. Bu projeyi benim için diğerlerinden farklı kılan bir yanı da, bu ev benim tam dokuz parçalık resim koleksiyonuma ev sahipliği ediyor. Ev sahibi gerçek bir sanat sever ve aynı zamanda da koleksiyonerdi. Benim resimlerimi keşfettiğinde bana in-sitü projemi bu ev için yapmam gibi harika bir teklifte bulundu.

‘Son yıllarda in-sitü fikri üzerine yoğunlaşmış resimler yapıyordum. Ama bir proje için 9 resim yapmak sanırım 40lı yaşlarımın hayali olurdu. 30 yaşımda bunu gerçekleştirmiş olmak inanılmaz bir duyguydu. Merdivenlerdeki köşe alüminyum panel üzerine kırmızı dokulu resim oldukça dikkat çekiyor. Sanatçı bunu resmini ev sahibinin geldiği kültüründe kırmızıya yükledikleri şans kavramından esinlenerek üretmiş. Bu köşede olmasınının ev sahibinin günlük yaşamıyla doğrudan bir etkisi olduğunu vurguluyor.

‘Projedieki en favori parçalarımdan biri Hans Wegner’in Ox sandalyesi. Bu evde sakin ama dinamik, modern ama organik birçok öğeyi özenle bir araya getirirken, evin salonunda özne olabilecek bir sandalye’ye karar vermek zorlu bir yolculuktu. Ox her zaman sevdiğin bir tasarımdı ancak Wegner’in bu sandalyeyi Picasso’dan esinlenerek tasarladığını o süreçte keşfettim. Picasso en sevdiğim sanatçılardan biriydi, tesadüfen ev sahibinin de öyleymiş. Sadece formuyla değil, ruhuyla da bu projeye uygun bir özne oldu.

‘Bu evin tasarımı yaşamını sürdürmeye devam edecek. Kullandığımız bazı malzemeler zamanla paslanacak, renk ve dokular değiştirecek. Bunlar bilinçli yaptığımız tercihler oldu. Hatta salondaki R. Chwoika heykelinin üzerinde durduğu stand pas rengi aldı, Ox sandalye’nin derisi patinalaşmaya başladı bile.’ Değişim bu tasarımının önemli bir parçası.

Tasarım: Ebru Kuyak

Fotograflar: Elif Sanem Karakoç

 

 

 

 

Paylaş:

Bir yorum bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.