ARTIMEKANSÖYLEŞİ

En ayrıcalıklı, en entellektüel, en…

Youtube

Ralph Pucci, merkezi New York’ta bulunan seçkin bir mobilya, aydınlatma ve manken şirketi. 1950’lerde manken imal eden bir aile şirketi olarak başlayan firma şimdi Miami ve Los Angeles’ta şubeleri bulunan, dünyanın en iyilerinden biri olarak kabul edilen bir galeriye dönüştü. 1989’da Fransız İç Mimar Andrée Putman ile başlayan mobilya girişimi, bugün dünyanın önde gelen sanatçıları ve tasarımcıları ile iş birliği yapan bir galeri. Ralph Pucci başarılarına soluksuz devam ederken 2016’da New York Şehir Müzesi, Ralph Pucci’ye “New York’u dünyanın tasarım başkenti yapan ve gelecek nesil tasarımcılara ilham verenler” Tasarım Şehri Ödülü’nü verdi. Pucci, 2013’te Los Angeles’taki Inner-City Arts’tan Yaratıcı İnovasyon Ödülü’nü aldı ve 2014’te Kips Bay Boys & Girls Club tarafından onurlandırıldı. Diğer ödüller arasında Robb Report tarafından “Mobilya ve Mobilyada En İyi”, Wallpaper tarafından “En İyi Showroom” ve Interior Design’a göre “İç Mekan, Mimari, Moda ve Tasarımda Yılın En İyisi” yer alıyor. Pucci ile yaptığımız röportaj ise en sevdiklerim arasında yer alıyor.

Ralph, moda dünyasından tasarım dünyasına olan bu etkileyici geçiş nasıl oldu bize anlatır mısın?
1988’de Andrée Putman ile başlayan ve oldukça doğal gelişen bir süreç oldu aslında. Andrée ile yeni açılacak olan Barneys mağazaları için birlikte mankenler üzerine çalışırken bana mobilyalarını Amerika’da temsil etmemi teklif etti. Kademeli bir geçiş oldu, önce Andrée ile onun koleksiyonuna yardım ederek başladım, sonra da kendisi beni mobilya ve tasarım dünyasına girmeye yüreklendirdi.

Geçmişte yer alan, senin için önemli rolü olan belli bir isim ya da belli bir iş birlikteliği var mı?
Andrée Putman, Chris Lehrecke, Hervé van der Straeten, and Stefan Bishop isimlerinin hepsi. Chris, Andrée’den sonra aldığım önemli bir adımdı. Hervé, tasarımı yeniden keşfetmek idi, sergilemenin bir sonraki boyutunu keşfetmekti, Amerika’da oyunun yönünü değiştirmemize sebep olan, yeni bir dil yaratmamıza yardımcı olan isimdi. Ve Stefan, çünkü kendisi en yeni sanatçımız, aramıza katılımı çok başarılı oldu ve aynı zamanda pandemi sürecinde yaptığı çıkış da öyle!

Mobilyaları ve Ralph Pucci mankenlerini birleştirdiğin özel bir sergi ya da etkinlik oldu mu?
Aslında neredeyse hiç mankenleri ve objeleri birlikte kullanmadım diyebilirim, tek bir istisna haricinde; Vladimir Kagan. Orada da Asyalı formunda oldukça soyut ve minimal mankenleri dört adet Vladimir Kagan heykeline yerleştirmiştik.

Tüm Ralph Pucci tasarımcılarının tasarımları Ralph Pucci’ye ayrıcalıklı. Ayrıcalık senin için ne demek?
Ayrıcalık çok çok özel olmak demek, muazzam ve eşsiz özellik taşıyan. Şaşırtıcı ve ender olan.

Bugün yeni bir sergi tasarlarken seni heyecanlandıran nedir?
Bir sergi tasarlamayı, aklının bir ucunda dolaşan bir fikri deneyip, hayata geçirebilmeyi sağlayan muazzam bir fırsat olarak görüyorum. Ve şimdiye kadar sunduğumuz bütün sergilerde farklı, özgün ve entelektüel alanlar yaratabildiğimize inanıyorum.

Senin gözünde Ralph Pucci’yi diğer lüks marka ve isimlerden farklı kılan nedir? Galerilerinin bu endüstride bir rolü var mı?
Bence ebedi, nitelik sahibi ve entelektüel bir açıdan yaklaşıyoruz tamamen. Hem en iyi bilinen tasarımcıları hem de en yeniyi sunuyoruz.

Ralph Pucci tasarımcılarının sahip olduğu en belirgin ortak özellik ne sence?
Yaratıcılık. Birlikte çalıştığımız tasarımcıların hepsinin dinamik, canlı ve yepyeni bir bakış açısı var. Ve tabii ki kalitede sundukları ayrıcalıklı seviye. Daha önce görülmemiş şeyler ortaya koyabilen tasarımcılara bakıyoruz. Aslında, Jack Lenor Larsen’in bir lafını kullanmak isterim burada, “Yapıldıysa, tekrar neden yapalım?”

Şu anki galerilerin herhangi birinde sergilenen mobilyalar ve objeler arasında çok sevdiğin ya da beğendiğin özel bir tasarım var mı?
New York ve Los Angeles Galerileri’nde sergilenen Patrick Naggar’ın pandemi süresinde New York Stüdyo ve üretimhanelerinde hazırlamış
olduğu güzel işleri var, çok yakında da Miami’de sergileyeceğiz. En sevdiğim parçalar; Artemis konsol ve Aphrodite yer lambası.
Hep sevdiğin bir mobilya oldu mu?
Kesinlikle. Patrick Naggar’ın Spinoza dolabı, Hervé Van Der Straeten’s Piercing konsolu, Jens Risom’s Big sandalyesi. Jens 85 yaşındaydı
aramıza katıldı ve kariyerini yeniden canlandırmak istiyordu ve bence o sandalyeyle mümkündü. Jens, iyi ama yeterli olmadığını düşünüyordu. Sonunda ikna etmeyi başarmıştım ve en esas parçalarımızdan biri haline geldi.
Birlikte çalıştığın isimlerin sana ayrıcalıklı oldukları kadar sende onlara ayrıcalık gösteriyorsun. Yeni bir tasarımcıya yer vermeyi düşünseydin eğer bunu mümkün kılacak olan özellik ne olurdu?
Söyleyecek yeni bir şeyi olması olurdu. Mobilya kalıplarından gelen bir bakış açısından ziyade sanatla ilişkili, sanata dokunmuş olması gerekir.
Bu mesleğin çok başında olan genç bir tasarımcıya bir tavsiye vermek istesen?
Bakış açısı edinmeyi, sadeliği koruyabilmeyi, her şeyi birlikte yapmaya çalışmamayı tavsiye ederdim. Daha az söyleyebilmek hatta mümkünse en azı söyleyebilmeyi. Eğer geçmişte olan bir şeyden esinleniliyorsa kendi yorumunu kapattığından emin olmayı tavsiye ederdim.

Ebru Kuyak

Paylaş:

Bir yorum bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.