Tesla'nın gölgesinde kalan müze
İNCELEMESERGİ / MÜZE

Tesla’nın gölgesinde kalan müze

Belgrad’da 1927 yılında inşa edilen Nikola Tesla müze binası, Yugoslavya’nın 20. yüzyıl modernist mimarlarından Dragiša Brašovan tarafından tasarlandı. Yapının müze olarak kullanılması 1952 yılına dek sürdü. 2006 yılında yapısal bir yenilemeden geçen müze içinde Tesla’ya ait 160.000’e yakın orijinal belge ve 5700 kadar kişisel eşya sergileniyor. Yapının müze kurgusu, mekan planlaması ve tasarımı; 20. yüzyılın tüm modern yaşam kurgusunu değiştiren bu dehanın gölgesinde kalsa da, Tesla’nın önemli icatlarının interaktif deneyimi için de olsa ziyaret edilmeye değer.

Geçmiş olarak tanımladığımız zaman dilimindeki hayat deneyimini bugün tekrar yaşamamıza olanak sağlıyor. Bu bakımdan kişilerin yaşam öykülerini sergilemeyi amaçlayan müzeler, ziyaretçiye yaşamın gelip geçiciliğini hatırlatır niteliktedir. Müzelerin bireysel ve toplumsal bellekle dalga geçici tavrı, insanoğlu tarafından kurgulanmış zaman senaryosunu tamamen değiştiriyor. Şimdi ile geçmiş arasındaki farklılık köprüsünü kaldırıyor ve bireye zemin olma durumunu hissettiriyor. Nikola Tesla modern çağın inanılması ve anlaşılması en güç yaşantılarından. Bugün sahip olduğumuz tüm modern yaşam pratiklerinin bir adamın hayal gücü ve azmi ile ortaya çıktığını bilmek oldukça şaşırtıcı bir durum. İnsanoğlunun birbirinin omuzlarında nasıl yükseldiği ve bazılarının bu yarışı nasıl önde götürdüğünün kanıtı gibi. Tesla’nın bir bilim adamı olmasının ötesinde yaratma eylemine bu denli hükmedebilmesi büyüleyicidir. Dünyayı değiştirebilme ve bambaşka görebilme yetisine sahip olmak, sonrasında da bu hayali somut bir gerçekliğe dönüştürebilme yetisi muazzam bir güçtür. Bu bakımdan, ziyaretçi Nikola Tesla müzesinden, hayatını sergilediği dehanın vizyonunu ve güçlü hayal gücünü yansıtmasını bekliyor. Mekanda Tesla’nın bıraktığı zaman izlerini görme ihtiyacı duyuyor. Yapı ile Tesla’nın herhangi bir bağının olmadığı bilgisi bu ihtiyacı zorlama bir biraradalık hissine dönüştürüyor. Ardından mimarinin Tesla ile organik bir ilişkisi olmasa bile, onun dehasını destekleyecek ya da ön plana çıkaracak bir kurgusunun yaratılmamış olması da bu hissi kuvvetlendiriyor.

Müzede sergileme kurgusu tek kat olarak planlanmış ve bu kat da yedi alana bölünerek bir ziyaretçi dolaşım senaryosu oluşturulmuş. İlk alanda, Tesla’nın okul belgelerinden diğer bilim adamları ile fotoğraflarına kadar, geniş bir spektrumda yer alan bir sergileme kısmı bulunuyor. İkinci alanda, Tesla’nın kıyafetlerinden tiyatro biletlerine kadar birçok kişisel eşyası sergileniyor. Sergileme ünitelerinin tasarımı, sergilediği eserlerin önemini vurgulamaktan çok uzakta. Zemin kaplamalarındaki kullanılan parke ve belirli alanlardaki halı aynı duyguyu daha da güçlendiriyor. Üçüncü alanda, Tesla’nın külleri, siyah bir arka planın önünde, mermer bir kaidenin üzerinde bakır bir küre içerisinde sergileniyor. Bu alanın tüm kişisel eşyalarının ardından kurgulanmış olması oldukça dramatik bir etki yaratmış. Yaşamın tüm gündelik gelip geçici nesnelerine karşı nihai sonun tüm gerçekliğiyle orada durması, ziyaretçide sarsıcı bir duygu oluşturuyor.

Dördüncü alanda, Tesla’nın elektrik ile ilgili macerasının anlatıldığı bir koridor bulunuyor. Hem sergileme alanının dar olmasından aynı zamanda da hemen yanında konumlanan video gösterim alanından dolayı oldukça verimsiz. Beşinci alanda, video bilgilendirmelerinin yapıldığı ve Tesla’nın Kolomb Yumurtası deneyi, kendi yaptığı Tesla motoru ve küçük bir kasabanın nasıl aydınlatılacağını gösteren maket gibi bir çok önemli icadı yer alıyor. Burada öncelikle kısa bir video gösterimi yapılıyor. Ardından bir rehber aracılığıyla modeller çalıştırılarak bilgilendirme yapılıyor. İnteraktif bir deneyimleme şansının olması mekan ile zaman kavramını daha aktif hale getiriyor. Müze deneyimine görme duyusu dışında-işitme, dokunma, koklama- diğer duyular da ekleniyor. Böylece birey müzede anda olmak deneyimini ve sonrasında zihinde kuvvetli bir iz bırakma eylemini yaşıyor. Mekanla daha sağlam bir bağ kurabilmek için bu oldukça önemli bir aşamadır. Ancak oturma düzeni ve icatların bir aradalığı oldukça gelişi güzel yerleştirilmiş ve oturma elemanlarının arasından sonra orada gezmek sonrasında diğer ziyeretçilerin oturmuş olmasından kaynaklı dolaşım senaryosunda da sorun var. Altıncı alan, müzenin zihinde yer almayı başaran en iyi alanı. Bu alanda Tesla’nın Colorado Spring ve Los Angeles laboratuvarında tamamladığı Tesla bobini interaktif bir deneyimle sergileniyor. Tesla’nın dünya çapında kablosuz elektrik deneylerinin küçük bir modeli olan bu icat yüz yıl sonra bile hala şaşırtmaya devam ediyor. Yedinci alan uzaktan kumandanın ilk denemelerinin gösterildiği alan. Mekanın tüm kurgusundaki özensizlik burada da kendini gösteriyor. Elektriğin babası olarak atfedilen Tesla’nın deneylerinin yer aldığı sergileme ünitelerinin mavi floresanlarla aydınlatılması ve dünya çapında kablosuz elektrik iletimi için ömrünü verdiği hayatının sergilendiği mekanın üzerinde kabloların görünür bir biçimde sarkması fazlaca ironik bir durum yaratıyor.

Mekan girişte yaşattığı bağsızlık hissini, mekanın tüm detaylarında ve genel havasında yaşatıyor. Tesla’nın hayatı yerine başka bir hayat da sergilenebilirdi, diyebiliyoruz, bu bağsızlıktan sebep. Tasarlanan bir kurgudan ziyade daha raslantısal yerleştirilmiş havasını hissetiriyor. Neden bu mekan, neden bu kurgu, neden bu tasarım sorularının yanıtlarını bulamıyor ziyaretçi. Tesla’nın modern dünyanın yaratıcısı olduğunu düşündüğümüzde, müzenin bu bakış açısını yansıtmaktan çok uzakta olduğu görülüyor. Müze mekânının kullanımı, düzenlemesi ve bu düzenlemenin izleyicileri nasıl etkilediği, mekan yoluyla insanlarla kurduğu ilişkide temel sorunlar oluşturuyor.

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.