
Los Angeles’ta yaşayan Amerikalı sanatçı Vincent Pocsik, mimari ve sanat üzerine aldığı eğitimlerden sonra kendini ahşaba adayan bir sanatçı. Los Angeles’taki stüdyosunda, kışkırtıcı ve grotesk eserlere dönüştürdüğü en favori malzemesi ahşap ile insanlık durumlarına yeni bakış açıları kazandırıyor. Kendisi ile yaptığım keyifli söyleşiden umarım siz de keyif alırsınız.
Bize kendinden ve hikayenden biraz bahseder misin?
Cleveland Ohio’da doğdum ve büyüdüm. Mavi yakalı bir aileden ve mavi yakalı bir şehirden geliyorum. Ellerimle çalışmak, bana küçük yaştan beri düşünülen ve aktarılan bir şeydi. Önceleri müzik, gruplarda çalma ve sanatla ilgileniyordum. Araçlar ne olursa olsun, yaratmak her zaman hayatımdaki en önemli şey olmuştur.
Seni Los Angeles’a getiren ne oldu? Şehirle sanatsal bağlantın nedir?
Los Angeles’a Güney Kaliforniya Mimarlık Enstitüsü’nde yüksek lisans yapmak için geldim. Bu, bu şehirdeki mimarlık araştırmalarında ve kültürle olan bağlantısında LA ile olan bağlantımı gerçekten sağlamlaştırdı. Bu bağlantı ancak ben sanata geçtiğimde devam etti. Los Angeles’taki sanat ortamının uzun ve şaşırtıcı bir geçmişi var ama bence hiç o zaman şimdiki kadar zengin olmamıştı.
Bu yolculuk nasıl başladı? Mimarlıktan sanata geçişin nasıl oldu?
Herkes gibi benim yolculuğum doğduğum günden itibaren başladı diyebilirim. Sanat ve sonra mimarlık okudum, mimarlıktan sonra tekrar sanata geçmeye karar verdim, ama heykel. Mimarlıkta öğrendiğim üç boyutlu anlayış heykeli daha iyi anlamama gerçekten yardımcı oldu.
Yaratıcılığın oldukça ilham verici! Resim yaptığın bazı videolar gördüm, özellikle sandalye ile resim yaptığın işin inanılmaz yaratıcı. Nelerden ilham alıyorsun gerçekten merak ediyorum…
Gerçekten her şeyden ilham alıyorum! Ayrıntılara dikkat etmeyi severim, bu yüzden her zaman gözden kaçabilecek şeylere bakarım.
En büyük ilham kaynağın kimdir?
Annem, o gerçekten inanılmaz biri.
Malzeme olarak ahşapla kişisel bağın nedir? Sana ilham veren veya hoşuna giden şey nedir?
Ahşapla olan bağlantım babamın ağaçla olan bağına kadar gider. Ben çocukken hep onunla çalışırdı, kokusu ve hissi bana hep doğru gelirdi. O kadar zengin bir malzemeki ve gözenekli bir malzeme olarak içinde muazzam miktarda enerji barındırdığına inanıyorum.
Ağaç işçiliğini hep bir sanat olarak mı gördün? Ya da hatırladığın, sana bunu hatırlatan bir dönüm noktası var mı?
Her zaman buna yaklaşım olmalı, yine de tüm ahşap sanatlarının öyle olduğunu düşünmüyorum.
Ellerinle bir şeyler yaratma hissini nasıl tanımlarsın?
Bunu tamamen ilkel bir anlayış olarak tanımlardım.
Günlük hayatın nasıl? Günlük veya sanatçı ritüeli olarak adlandırdığın bir şey var mı?
Günde iki kez 20 dakikayı aşkın bir süre meditasyon yapıyorum. Bu kesinlikle yaratıcı kalmama ve hayatımda dengeye sahip olmama ciddi anlamda yardımcı oluyor.
Asla unutamayacağın senin için özel bir çalışma var mı?
New York City, Objective Galeri’de gerçekleşen son sergim için yapmış oldugum parça, “Kabin Benim”.
Orjinal adıyla “Cabinet is Me” beden olmanın farklı anlamlarını ev içi bir mekanda arama çabasıdır. Mücadeleler, mutluluklar, cinsel keşifler ve tüm hatıralar, insanı onları izleyen cansız nesnelere karşı da duygu geliştirmeye yönlendirir. Bu, şu soruya yol açar, o nesne, o kabin olmak nasıl olurdu?
Yakın zamanda sergilemeyi beklediğin, yeni bir projen var mı?
Çok yakında Objective Gallery ile Design Miami’de ve M+B ile Nada’da sergilemek için parçalar yapıyorum.
Yapmayı hayal ettiğin ya da bir noktada yapmak için heyecan duyduğun bir proje var mı?
Baştan sona kendi evimi inşa etmek.
YARATMAK, HAYATIMDAKİ EN ÖNEMLİ ŞEY.
Hazırlayan: Ebru Kuyak




