Güneşi selamlayan marka: LRNCE
ARTIMEKANGÜNCELİNCELEMEMARKA

Güneşi selamlayan marka: LRNCE

Belçikalı bir tasarımcı olan Laurence Leenaert, kız kardeşi ile Fas’a yaptığı seyahatin sonrasında kendi deyimiyle bu kültüre bağımlı olmaya başlıyor. Artan Marakeş seyahatlerinin sonrasında kendini burada yaşarken bulan Laurence, Belçika’da kurduğu çanta markası LRNCE’in kapsamını genişleterek iç dekorasyon ve aksesuar üretimi yapan bir noktaya getirmiş. LRNCE’in hikayesine ve Belçika-Fas arasındaki keskin ama uyumlu bağlantıya tanık olduğumuz röportajımızı keyifle okumanız dileğiyle…

Laurence kimdir?

Ghent, Belçika’da Royal Academy of Fine Arts Ghant’ta moda eğitimi aldım. Kişisel çalışmalarımdan sonra BLESS Berlin’de stajyerlik yaptım. LRNCE’i hemen bu dönemin arkasında kurdum. O zaman sadece çantalara odaklı bir markaydı. Ghent’teki stüdyomda Afrika kültürüne öykünen tarzda eserler ortaya çıkarıyordum.

Peki ya LRNCE?

LRNCE, iç dekorasyon ve aksesuarlara odaklanan Marakeş merkezli bir yaşam markası. Materyalleri amaçları dışında revize eden ve spontan bir şekilde unsurları kombinleyen benzersiz ürünler tasarlıyoruz. Kullanılan kaynaklardan üretime Kuzey Afrika’da gerçekleşen süreci yakından takip ederek el yapımı işçiliğin özünü yakamaya çalışıyoruz.

Dekorasyon ve aksesuar alanında tasarımlar yapma fikri nereden geldi?

Belçika’da eğitim alırken kendimi çok da modaya yakın hissetmiyordum. Çanta ile çalışmalarıma başladım. Marakeş’e taşındığımda ise sandalet, seramik ve battaniye üreten insanlarla bağlantılarım oldu. Zamanımı her gün biraz daha yaptıkları şeyleri öğrenmek geçirirken her alanı biraz denemek istediğimi fark ettim. Bu ürünler üzerinden kendi dünyamı kurabilirdim. Tek bir ürün üzerine odaklanmamak fazlasıyla ilham vericiydi.

Bekçikalı bir tasarımcı olarak Marakeş’le bağlantınız nasıl oldu?

Kardeşim Michelle ile Fas çölü, M’hamid el Ghislaine’e seyahatimiz sonrası hemen bir yolculuk daha ayarladım. Benim için çok özeldi, bir bağlantıyla başladı bağımlılığa dönüştü. Çölde dikiş makinemle bir ay geçirdim ve harika insanlarla tanıştım. Belçika’ya her döndüğümde bir şeylerin eksik olduğu hissine kapılıyordum. Altı aylık bir süreçten sonra nerede olmak istediğimden gayet emindim.

Şu an Fas’ta işime oldukça odaklı bir şekilde hareket ediyorum. Dokunduğum herkes gittiğim her şey motivasyon ve enerji kaynağı oluyor. Hayat tarzından tutun insanlar ve kültürüne kadar her şeyiyle kendimi evimde gibi hissediyorum.

Tasarımlarınızı nasıl tanımlarsınız?

Çalışmalarımı her zaman Fas tekniği ve benim tasarım bakış açım ve bilgimin örtüşmesi olarak görüyorum. Aslına bakarsanız bu iki taraf tamamen birbirine zıt ama bir diğer yandan da tamamlayıcı. Karışımları iki dünyayı bir araya getiriyor. Spontan, yerli materyal ve renklerin kombinasyonu.

İlham noktalarınız?

Marakeş’teki günlük hayatım bana ilham kaynağı oluyor. Detaylar, renkler, insanlar ve ürünlerin kullanımı… Belçika’dan tamamen farklı. Sadece bu da değil, Belçika’da gördüklerim mesela sanat dünyası, önemli ressamlar da çalışmalarımda oldukça etkili. Olabildiğince insanlarla bağlantı kurmaya çalışıyorum. Hikayelerini dinlediğimde sonuna kadar gidip köklerindeki özü almaya çalışıyorum ki bu da benim ilhamımın meyvesi oluyor.

Çalışma ortamınızdan bahsedebilir miyiz?

Çok parlak ve basit bir şeyler istiyordum. Bu nedenle, kendime ait bir yere ihtiyacım vardı. Stüdyomun bir kısmı showroom diğer kısmı ise stüdyo ve ofisten oluşuyor. Ürünlerin hepsi Marakeş’in farklı noktalarında imal ediliyor. Her birinin üretildiği atölyeler farklı ve tabi zanaatkarları da. Her gün onları ziyaret edip, yardım ediyor ya da yeni parçalar geliştiriyorum.

Bir Cevap Yazın