cigdem_aslantas-11
İNCELEMESERGİ / MÜZE

Tarihe dokunan koleksiyonlar

post-banner

Cumhuriyet döneminde inşa edilen birçok kamu binasının mimarı Clemans Holzmeister tasarımı Ankara’nın Ulus caddesinde konumlanan Neo-Klasik mimarlığın izlerini taşıyan yapı, PTT Pul Müzesine ev sahipliği yapıyor. Genel konsepti, hikayesi, koleksiyon ve içerik stratejilerinin kurgulanması, sergi alanlarının projelendirilmesi ve uygulaması Tasarımhane tarafından gerçekleştirilen müze, ziyaretçisine iki boyutlu nesneler aracılığıyla zamanda gezinebilme deneyimi sunuyor.

Müzeler ustaca kurgulanmış “zaman oyun alanları” gibidir. Nasıl ki birey oyun içinde oyunun kendine has zaman algısını sorgulamadan kabullenir ve kendini bulunduğu gerçekliğe adapte eder, müzeler de zamanı unutturup, bize başka bir deneyime dahil olma imkanı tanır. Tıpkı uzayın solucan delikleri gibi, müzeler de görünmez zaman geçiş alanları barındırırlar kendi içlerinde. Buralarda kabul edilen zaman çizgileri kaybolur ve mekan kendi zaman girdabına ziyaretçiyi çeker. Bu girdabın kendi kuralları, ardınızda bıraktığınız zaman gerçekliğinin parametrelerini unutturur ve içerideki farklılıkları sorgulatmaz. Tasarım kurgusunda bu zaman geçiş alanları ne kadar ustaca ele alınırsa ziyaretçi, eserler ile o denli bağ kurar. İçsel zaman algısı ile dışsal zaman algısı arasındaki ara deneyim alanları bu perspektifte tasarlandığında çok daha etkili bir iletişim yakalanır. Bir bakıma, müzeler ziyaretçisini sarıp sarmalayacak ve kendi zaman girdabına sokacak şekilde olmalıdır. Bu duruma müze mimarisi, müze kurgusu ve eserlerin bir arada oluşu harmonik bir biçimde eklendiğinde ziyaretçiye ortak bir dil ile seslenilebilir. Böylece bireyin “an”da kalmasına ve zihninde “an”lar yaratmasına olanak sağlanır.

Binanın dışarıdaki resmi ve soğuk iletişim dili, müzeye girildiğinde bir anda yer değiştiriyor. Sadece ziyaretçiyi değil mimarinin kendisini de ters köşe yapıyor. Yaratılan bu şaşırtma duygusu, bireyin, sergilenen iki boyutlu ve küçük ebatlı binlerce pulu incelemeye olan mesafeli tavrını da kırıyor. Tıpkı kendi zihnimizdeki anılar arasında gelip gitmeler gibi, mekan da beklediğimiz ve şaşırdığımız öğeler arasında gidip geliyor. Bu durum bireyi güçlü bir konsantrasyon ile oraya ait hissettiriyor.

post-banner

Müzenin zemin katında “Türk Posta Haberleşme Tarihi sergisi”, “sinema”, “müze dükkan” ve “müze kafe” alanı bulunuyor. “Posta ve Haberleşme Tarihi” bölümünde, metal konstrüksiyon üzerine yerleştirilen antrasit gri kompakt ve aydınlatılmış akrilik malzemelerle üretilmiş sergileme üniteleri bulunuyor. Kullanılan tipografideki yazı tipi, boyutları ve espas değerlerinin doğru kararları sayesinde iletilmek istenen bilgi ziyaretçi tarafından rahatça alınabiliyor. Bu alanın sonunda “Posta Nazırları ve Genel Müdürler” bölümü cam ile diğer alandan ayrılıyor. Burada durup duvardaki fotoğraflara bakıldığında, zamanın gelip geçiciliğini kuvvetli şekilde hissediyor insan. Bir zamanlar camın bu tarafında olan onlarca gözün, şimdi diğer taraftan bakıyor olması tuhaf bir his yaratıyor. Bu hissin belki de en büyük tetikleyicisi, iki alan arasında ayırıcı olarak kesintisiz cam panel kullanımı. Malzemenin kendisi var olmanın ve yok olmanın arasındaki o çok iyi bilinen, şeffaf çizginin metaforu gibi.

“İstiklal Harbinde PTT” kısmında ise, yüksek sesli sürekli dönen videoda okunan mektubun fazlaca zorlama bir duygusallıkta olması, arkadaki metinleri okumayı zorlaştırdığı gibi sergilenen nesnelerin algılanmasındaki konsantrasyonu güçleştiriyor. Yine de bu noktada ilginç bir kurgu söz konusu. Teknolojik kioskların taşlar arasından çıkması hiç karşılaşmayı düşünmediğim ilginç bir eşleştirme. Doğal bir malzemenin insan ürünü teknoloji ile birlikteliği diyebiliriz. Zemin katın orta alanı, bir parantez içerisine alınmışçasına kavisli formdaki iki seperatörün arasında tanımlanıyor. Seperatörlerin bu formu ziyaretçiyi sarıp sarmalıyor. Ünitelerdeki interaktif dijital ekranlar, konsantrasyonun azalma noktasında devreye giriyor ve ilgiyi canlı tutuyor. Zemin yükseklik farkları ve bu alanlarda kullanılan farklı malzemelerle sergileme bölümleri netleştiriliyor. Yapının kolonları ile doğal bir şekilde alan tanımı netleşen bu bölümde haberleşme ekipmanları sergileniyor. Sergileme ünitelerinin posta güvercini metaforu ile taşınıyormuş gibi kurgulanması keyifli bir espri katıyor.

“Pul Kültürünün” sergilendiği alanda dijital bölmeler, grafiksel anlatımlar ve geleneksel gösterim biçimleri ustaca kurgulanıyor. Kullanılan grafikler ve dinamik sergileme biçimleri dikkati dağıtmadan, ziyaretçiyi iletmeye çalıştığı bilginin odağında tutuyor. Tasarım kendini belirli bir sırayla okutuyor. Önce iki boyutlu zemindeki grafikle iletişime giriyor, sonra sanki o grafiğin rölyef gibi zeminden kaldırılmış haline yönleniyor ve en sonunda da anlatımın üçüncü boyuttaki gösterimine ulaşıyor göz. Bu mantıksal geçiş zihinde konsantrasyonu sağlıyor ve zorlanmadan doğal bir biçimde anda kalınıyor. Bu durum doğru tipografi boyutları ve renkleri ile de destekleniyor. Dinamiklik mekanın her noktasında hissediliyor ancak tekrardan ve sıkıcılıktan uzak durulmuş olduğu için ziyaretçiyi her detayında yeniden kendine çekiyor.

Müzenin bodrum katında “Çocuk Pulları Salonu”, “çok amaçlı salon”, “sergi salonu”, “müze atölye” ve “pul arşivi alanları” bulunuyor. Çocuk pulları salonu, müze kurgusunun oyunlaştırılmış simülasyonu gibi. Aradığınız tüm özet bilgilere ulaşabildiğiniz ama bir o kadar da rahat ve tanıdık hissettiğiniz bir alan. Bu durum illüstrasyon çizimlerinden, mobilya tasarımlarına kadar her noktada destekleniyor. Üst katlardaki bilginin iletilme biçimindeki ciddiyet aslında bir süre sonra yorucu hale gelebiliyorken, bu alan tam tersine saatlerce sizi içinde tutabiliyor.

Müzenin birinci katında “Kronolojik Pul Müzesi Koleksiyonu”, Nostaljik PTT” ve “geçici sergi salonu” bulunuyor. Pul arşivi çekmecesi benim açımdan bu alanda belki de en etkileyici bölüm. Burada pulları yaratan sanatçıların el çizimleri, grafik veya fotoğrafla başlayan ve sonrasındaki matbaa sürecindeki renk çalışmalarıyla devam eden görseller sergileniyor. Bir yaratım sürecinin tümüne tanık olmak, bireye, nihai ürünle kurduğu diyalogdan çok daha fazlasını vadediyor. Müzenin belki de sergileme alanları arasında yetişkinler ile en dolaysız şekilde iletişime giren bölümü eski mektupların sergilendiği salon. İnsana dair tüm naif durumlarla aracısız bir bağ kuruyor. Mektupların sergilenme ünitesinde gerek malzemelerle gerekse formlarla müzenin diğer tüm alanlarındaki aynı dinamik yaklaşım yakalanıyor. Gri metal saç ile ahşabın sıcaklığı oldukça uyumlu bir tezatlık yaratıyor. Mektupların tam karşısında hologram teknolojisi ile yaratılan yeni mektup aracılığıyla karşıtlığı sağlamlaştırılıyor. Eski gerçekliğin yeni gerçeklikle birlikteliği bir nevi.

İkinci ve üçüncü katlarında “Tematik Pul Salonları”, “Filatelik Ürün Sergi Salonu” ve “Dünya Pulları Koleksiyonlarını” yer alıyor. İkinci kattaki salon tanıtım üniteleri birinci kattaki dönemine uygun giydirilmiş postacı grafiklerinin aksine oldukça keyifli görünüyor. Merdivenlere asılı bilgilendirme üniteleri çok dikkat çekici. Kullanılan sarı renk, bu durumu daha da vurgulu hale getiriyor. Pulların her biri temasına özgü grafik sıvamaların yapıldığı sergileme ünitelerinde yer alıyor.

Müzenin “tarihe dokunan koleksiyonlar” söylemindeki gibi, PTT Pul müzesi tasarımı da ziyaretçisinin zihnindeki an koleksiyonlarına dokunarak, orada kendi kalıcı yerini oluşturuyor. Müze, şaşırtıcı ve dinamik öğeleri ile konsantrasyonu sağlayıp katmanlı tasarım yapısı ile bireyi her yeni eserde kavramayı başarıyor.

post-banner

Bir Cevap Yazın