mehmet sinan kuran
EVTASARIM

Hayatı farkında yaşamak

Youtube

Sosyal medya, bir insanı tanımak için yeterli doneyi veremese de bir anlamda da fikir veriyor. Biz de sosyal medya aracılığıyla eğlenceli yönünü gördüğümüz Ressam Mehmet Sinan Kuran’ı biraz daha yakından tanımak için Beykoz, Çavuşoğlu’ndaki yaşam alanında onu ziyaret etmeye karar verdik. Introvert sergisinin de yakın zamanda başlayacak olması merakımızı daha da arttırdı. Aradığımızdan çok daha fazlasını da bulduğumuzu söyleyebiliriz. Kapıdan girdiğimiz anda yeşile açılan, huzurlu bir dünyaya adım attık. Bizi karşılayan ressam hemen kulübem diye tanımladığı girişteki stüdyosuna aldı. Kahveler eşliğinde samimi sohbeti, insanı rahat hissettiren haliyle o anlattı biz dinledik. Hayata ve dolayısıyla sanata bakış açısını, sevgilim dediği eşi dekoratör Sedef Ilgaz ve ortak hayatları için nasıl bir mabet yarattığı hakkında uzunca konuştuk. Konu konuyu açtı. Kendisini samimiyetle anlatan sanatçıyı dinlerken onun neden şehirden bu denli uzak bir noktada yaşamayı tercih ettiğini anlıyor ve bu huzurlu hayata imreniyor insan.

mehmet sinan kuran

Sosyal medyada inanılmaz eğlenceli, kendisiyle barışık bir Mehmet Sinan Kuran takip ediyoruz. Mehmet Sinan Kuran kimdir?

Benim diğer insanlardan farkım, kendime biraz fazla kafa yormam olabilir. 10-15 sene öne Jean Paul Sartre’ın bir röportajını okumuştum. Dergi röportajında yaşam nedir diye soruyorlar. O da diyor ki: Bireyin kişisel sınırlarını algılayıp, onu geliştirebilme sürecidir. İlk okuduğumda pek anlamamıştım hatta fazla soğuk bir tanım gibi gelmişti. Sonra fark ettim ki ne kadar da doğru. İnsanın kendini tanıyıp sonra da geliştirmesi zaten yaşamın ta kendisi. Çağımızda, belki de bu çağın gereği olarak insanlar fazla kafa yormuyorlar kim olduklarına. Çoğunlukla o günü geçirmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla benim hayatımda böyle bir şansım oldu. Çok uzun süreler yalnız kaldım, zorluk çektim. Anne babamı ben on yedi yaşımdayken kaybettim. Zaten babamın işleri bozulmuştu. 35-40 yaşına kadar hep sürünmekle geçti hayatım. O zamana kadar da hep resim yaptım ve bu yeteneğimi de herhalde o şekilde geliştirdim. Kişisel görüşüm de sanırım o sırada gelişti. Çünkü yaşantımızdaki kırıklıklar, zorluklar insanı geliştiren. Keyifli güzel anlar çok fazla bir katkı yapmıyor maalesef. Benim için de yaşadığım zorluklar kişiliğimde bir farkındalık oluşturdu. Çok insan görüyorum kişiliklerinin, kendi hayatlarının, yaşadıkları anın farkında değiller. Farkında olmayınca da bir anlamı kalmıyor hayatın. Çünkü farkında değilsiniz. Dediğim gibi bence diğer insanlardan ayrıldığım nokta bu. Bunu sanata taşıdığımda da bu farkındalık o kadar büyük bir mutluluk ve coşku yaratıyor ki insanda, her anın çok özel olduğunun farkına varıyor. Albert Einstein’ın bir sözüne rastlamıştım. Yaşamanın iki yolu var: Biri hiçbir şeyin mucize olmadığına inanarak yaşamak diğeri de her şeyin mucize olduğunu düşünerek. Ben her şeyin mucize olduğuna inanıyorum.

mehmet sinan kuran

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Sabah çok erken, altı gibi kalkıyorum. Bahçeye çıkıyorum, köpeklerim var. Onlarla oynuyorum, kahve içiyorum. Her sabah tekrarlanıyor bu. Bu da zaten mutluluğun anahtarı ve resimlerime de yansıyor. Bana diyorlar ki resimlerinde mutluluk var senin. Müthiş bir aşk var. Çünkü içim öyle, dünyam öyle. Bir içsel bütünlük ve mutluluk hali bu resimlerime yansıyan.

mehmet sinan kuran

Bir röportajınızda resim yapmanın sizin için bir anlamda günlük niteliğinde olduğunu söylemiştiniz? Kendini ifade etme anlamında bir günlük mü anı yansıtmak mı?

Kendini ifade etmekten ziyade not almak. Bir seyahate gittiğimde beni çok etkileyen bir olayla karşılaştığımda onun resmini yapıyorum. Bazı insan bunu yazar. Bugün şöyle oldu sevgili günlük diye… Ben sevgili günlük, resim yapıyorum. Oradaki enteresan şey de bir garsonun patronuna enteresan bakışı da beni çok etkileyebiliyor. Onun da resmini yapmış olabilirim. Sonuçta diyorlar ki bana Rio de Janeiro’ya gidiyorsun neler yaparsın sen. Dönüyorum bir ayak resmi yapmışım, içerisinden dereler akıyor. Diyorlar nasıl? Bir ayak masajı yaptırmışım, onu yapmışım. Benim görüşüm o. Dolayısıyla sipariş işlerde çok zorlanıyorum. Beni şöyle yapar mısınız diye anlattıklarında içimden gülüyorum, çünkü çıkacak sonuç çok farklı olabilir. O anda ne geliyorsa içimden onu yapıyorum.

mehmet sinan kuran

Biraz da şifreli günlükler gibi. Kendi dili var sanki.

Şifreler var. Gizleniyor çünkü içerisinde çok rencide edici şeyler de var. Uçaklarda kara kutu olur ya… Günlükler de benim kara kutum içerisinde en ufak bir sahtekarlık yok. Yasak bir aşk olabilir, ortağıma o an kızmışımdır ve ana avrat küfrediyorumdur. Dolayısıyla tehlikeli de bir durum. Şifrelemiyorum da aslında çok kafa yoran bir insan anlar. Defterleri ortaya çıkartmasam bir sorun yoktu ama onları da sergilemeye başladım. Bazen bakıyorum bir kadın defterin başında 1-1,5 saat falan geçirdi. Belli ki bir şeylerin peşinde.

Çağdaş minyatür sanatçısı tanımından ne anlamalıyız?

Bu biraz yapıştı üstüme. Minyatür nefis bir şey olsa da ben tanımlamalara biraz karşıyım. Bazen bana sen karikatür gibi çiziyorsun diyorlar. İnsanlar pek bilgi sahibi değiller, ben de değilim. Anlamadığım şey şu eğer sanat bir duygu meselesiyle bunun bir metodunun olmaması gerekiyor. Ben yağlı boya ile ya da suluboya ile yapmışım çok komplike ya da basit çizmişim… Sadece bronz heykeller mi heykel sayılıyor? Son zamanlarda strafordan yapılıyor üstüne epoksi dökülüyor. Şimdi bu heykel sayılmıyor mu?

mehmet sinan kuran

Dekorasyon süreci nasıl gelişti?

Sevgilim ayarladı bu düzeni benim için. İnanılmaz bir gözü var, zaten evi dolaşırken de görürsünüz. Burada, atölyede cam yoktu, kapalıydı. Onun da çalışma odası şurada (karşıdaki evi gösteriyor) Karşılıklı bakışıyoruz. Evi öyle tasarladı. Biz St. Tropez’de bir otelde kaldık. Otelin arka odalarından birisini verdiler bize, arka odanın da 3-5 metrelik bir bahçesi vardı. Ben orada sınırı olan küçük bir bahçenin beni çok etkilediğini keşfettim. Öyle 500 metrekareler değil de sınırı ve hafif kot farkı olan.  Şimdi eve gittiğimizde de gösteririm bir yer var orası esas benim favori yerim, stüdyoyu saymazsak. Orada olmayı çok seviyorum. Eşim zaten dekoratör. Her şeyi baştan aşağı o yaptı.

mehmet sinan kuran

Sosyal medyada inanılmaz eğlenceli, kendisiyle barışık bir Mehmet Sinan Kuran takip ediyoruz. Mehmet Sinan Kuran kimdir?

Benim diğer insanlardan farkım, kendime biraz fazla kafa yormam olabilir. 10-15 sene öne Jean Paul Sartre’ın bir röportajını okumuştum. Dergi röportajında yaşam nedir diye soruyorlar. O da diyor ki: Bireyin kişisel sınırlarını algılayıp, onu geliştirebilme sürecidir. İlk okuduğumda pek anlamamıştım hatta fazla soğuk bir tanım gibi gelmişti. Sonra fark ettim ki ne kadar da doğru. İnsanın kendini tanıyıp sonra da geliştirmesi zaten yaşamın ta kendisi. Çağımızda, belki de bu çağın gereği olarak insanlar fazla kafa yormuyorlar kim olduklarına. Çoğunlukla o günü geçirmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla benim hayatımda böyle bir şansım oldu. Çok uzun süreler yalnız kaldım, zorluk çektim. Anne babamı ben on yedi yaşımdayken kaybettim. Zaten babamın işleri bozulmuştu. 35-40 yaşına kadar hep sürünmekle geçti hayatım. O zamana kadar da hep resim yaptım ve bu yeteneğimi de herhalde o şekilde geliştirdim. Kişisel görüşüm de sanırım o sırada gelişti. Çünkü yaşantımızdaki kırıklıklar, zorluklar insanı geliştiren. Keyifli güzel anlar çok fazla bir katkı yapmıyor maalesef. Benim için de yaşadığım zorluklar kişiliğimde bir farkındalık oluşturdu. Çok insan görüyorum kişiliklerinin, kendi hayatlarının, yaşadıkları anın farkında değiller. Farkında olmayınca da bir anlamı kalmıyor hayatın. Çünkü farkında değilsiniz. Dediğim gibi bence diğer insanlardan ayrıldığım nokta bu. Bunu sanata taşıdığımda da bu farkındalık o kadar büyük bir mutluluk ve coşku yaratıyor ki insanda, her anın çok özel olduğunun farkına varıyor. Albert Einstein’ın bir sözüne rastlamıştım. Yaşamanın iki yolu var: Biri hiçbir şeyin mucize olmadığına inanarak yaşamak diğeri de her şeyin mucize olduğunu düşünerek. Ben her şeyin mucize olduğuna inanıyorum.

mehmet sinan kuran

Peki evinizle olan bağınız… Mabet. Hiçbir şekilde çıkmak istemiyorum.

Size özel köşeleriniz var mı?

Burası. Burada bu müzik yani Bach. Glen Gould yorumcu ve Goldberg varyasyonları… Yaklaşık 6-7 senedir başka bir şey dinlemiyorum. Resmen kilise müziği gibi sabahtan akşama kadar…. (Şişme bebeği göstererek) Asistanım Dorothy Hanım. Lobster Bey uşağım benim. Kapıyı gösteriyor fazla kalanlara… (Gülüşmeler) Burayı ben çok seviyorum, burada ölmek istiyorum. Buraya gömün beni. Çünkü çok huzurluyum burada. Çok önemli bir iş görüşmesi oluyor Nişantaşı’nda ağlayarak gidiyorum. Ya da bir parti var ve mutlaka katılmam gerekiyor. Ağlayarak gidiyorum. Şu bahçe mesela. Her zaman tabiat mı deniz mi diye sorsalar insanların %80’i deniz der. Ben her zaman ağaç diyorum. Bu ormanda olma hissi, bitkilerin arasında olmak bana müthiş bir huzur veriyor.

mehmet sinan kuran

 

Paylaş:

Bir yorum bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.