ARTIMEKANSÖYLEŞİ

Yaşayan heykellerin ışıkla buluşması

post-banner

“Her tasarımı, yaşam ve formlarının bir özeti olarak düşünüyorum.”

1978 İzmir doğumlu, eğitimini Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimari ve Çevre Tasarımı bölümünde tamamlayan Osman Alkan, 1993 yılında müzik ile tanışmış ve 1998 yılından beri profesyonel olarak elektrik bas gitar ve kontrbas çalıyor. Müzik, hayatında tasarım kadar önemli bir yer almakta ama bas gitara olan aşkı başka bir boyutta. Dünya çapında müziği ile kendini kanıtlamış pek çok bas gitarist için ergonomik, sıra dışı tasarımlar da yapıyor. Alkan; gün ışığının suni ışıkla barışık olduğu, tıpkı bizler gibi gece gündüz farkı yaşayan, gün ışığına tepki veren aydınlatma heykelleri tasarımlarını kendi atölyesinde elleriyle yapıyor.

Tasarımlarınızın çizgisini nasıl yorumluyorsunuz?
1999 yılından beri hazırladığım her proje için, o projeye özel mobilyalar, aksesuarlar ve aydınlatma üniteleri tasarladım. 1998 yılında bir duvar apliği tasarımı ile katıldığım uluslararası yarışmada elde ettiğim başarı bugünün tohumlarını attı. Tasarımlarımı çizgisel olarak düşünüyorum, samimi olarak anlatmak istediğim her hikaye için bir geometri oluşturmak için çabalıyorum.

Tasarım sizin için tam olarak ne ifade ediyor?
Tasarımı caz müziği ile betimlemek isterim çünkü her ikisinde de görünen anlık üretkenlik ve doğallığın arkasında aslında uzun zaman biriken tecrübe, sevgi, hayal gücü ve çalışma var. Tıpkı bazı caz melodilerinde çok az notayla çok şey anlatmak gibi, bazen de anlatıp bitirememek, belki yarım kalması ama niyetin belli olması, anlaşılabilmek, kendini anlatabilmektir tasarım. 

post-banner

Sizce her tasarımın bir hikayesi olmalı mı?
Benim için hikaye en büyük ilham kaynağı. Hikayesiyle beraber doğan tasarım benim kendi bakış açımı ortaya koymama, kendimi anlatmama yardımcı oluyor. Heykellerin her biri hikayesiyle ortaya çıktı.

Neden ağırlıklı olarak ahşap?
Çocukluk zamanı yaşanan belli anlar, çok kısa olsalar bile hafızanıza kazınır. Bu anların hayata yön verdiğine inanıyorum. İki önemli an ile anlatabilirim size; ilk kez sahnede izlediğim canlı müzik ve müzisyenler ve bir marangozhane. O marangozhanedeki sesler, havada uçuşan talaş tozu ama en önemlisi taze kesilmiş ağacın dayanılmaz güzellikteki kokusunu hiç unutmadım. O zamandan bugüne yapım aşamasında bulunduğum yüzlerce enstrüman ile hep o anı yaşadım. Tasarımlarımı yaşayan varlıklar olan ağaçlarla yapmanın dışında başka bir malzeme hiç düşünmedim. Bizim gibi gece-gündüz farkına tepki gösteren varlıklar olan ağaçlardan daha iyi bir aydınlatma elemanı düşünemiyorum.

Aydınlatma tasarımlarının olmazsa olmazları var mı?
Fakültemizin çok değerli, dünya çapında saygı görmüş ve kendisinden çok şey öğrendiğimiz Cengiz Yener hocamızın bize ilk anlattığı konu, ışık kaynağının gözle direk temasını engellemek, ışık kaynağını gizlemekti. Düşünüldüğünde doğal olanın bu olduğu ortadadır, göz çukurumuz güneşten gelen ışığın direk temasını engellemek üzere evrimleşmiştir. Ben son zamanlarda enerji kaynağı açıkta bırakılan çıplak ampüller gibi tasarımlar yerine kaynağı gizli, kendi içinde veya yansıtıldığı duvardan reflekte olan; bu geçişle beraber yumuşayan, gözü yormayan, ışık ve gölge oyunlarıyla başka formlar oluşturan tasarımların peşindeyim.

Tasarıma dair özel teknikleriniz, gizli bir imza gibi özel çizgileriniz var mı?
Pek çok farklı teknik kullanıyorum. En çok dikkat çekenlerden biri, enstrüman yapımında kullanılan bir teknik. Çok zor ve zahmetli fakat sonuç her seferinde mutluluk verici. Elde etmek istediğim kıvrıma veya oluşturmak istediğim dairenin çapına göre kendi yaptığım bir kesim şablonuyla faklı aralıklarda ve farklı bıçak kalınlıklarıyla uyguladığım işlem; kıvrılması imkansız ağaçları damar deseni görseli bozulmadan istediğim forma getirebilmemi sağlıyor. Heykellerin hepsi doğal renkleriyle yaşıyorlar. Hiçbirinde boya yok. Boyalara ve renklendirmeye karşı değilim, hatta sadece emdirme boyalarla oluşturduğum bir koleksiyon çalışmam da olacak. Çoğu zaman doğal yağlar kullanarak egzotik ağaçların renklerini kalıcı halde tutuyorum. İstek üzerine sentetik cilalar da kullandığım oluyor. Halihazırda dünyanın en çarpıcı renklerine ve dokularına sahip bu egzotik ağaçları doğal farklılaştırma arayışım sırasında, “Infection” heykelimle ilk olarak sodyum hidroksit ve hidrojen peroksit karışımı ile boya kullanmadan ağacın kimyasal tepkimesiyle bambaşka renkler elde etmeye başladım. Tüm heykellerimde olan, kontrast renklerden oluşan yan yana iki daire ve onları kesen uzun ince kros, farklı ağaçlardan oyma-kakma tekniği ile yaptığım logomun hikayesini anlatır.

Sosyal medya günümüzde oldukça revaçta ve olmazsa olmazlardan biri, siz nasıl kullanıyorsunuz? Hangi mecralarda varsınız?
Sosyal medya benim yaş grubum için yeni bir hayat arkadaşı ama ben de hızla uyum sağlamaya çalışanlardanım. “osmanalkandesign” Facebook ve Instagram hesaplarımı aktif olarak kullanıyorum. Gelen hiç bir soruyu ya da yorumu cevapsız bırakmıyorum. İstiyorum ki yapım tekniğinden hikayesine, renginden ismine dek her şeyi orada paylaşabileyim.

Hazırlayan: Aise Amet

 

post-banner

Bir Cevap Yazın