Mösyönün mutfağı
SÖYLEŞİ

Mösyönün mutfağı

Berat Çokal aslında mimar ve tasarımcı. Uzunca bir süredir yemek sektörüyle de oldukça ilgili. 5 yaşından beri biriktirdiği mutfak bilgilerini ve tasarım anlayışını Kadir Has Üniversitesi bünyesindeki Vatel Business School‘da verdiği derslerde paylaşıyor. “Gerçek mutfak, gerçek lezzet” mottosuyla çıktığı serüvenini instagram accountu “mosyosokola” ile de takipçileriyle paylaşıyor.

Berat Çokal kimdir?

Kendimi çok disiplinli bir tasarımcı olarak tanımlayabilirim. Bursalıyım, iyi tasarımdan ve iyi yemekten anlarım. Eğitimciyim, bilgi birikimimi üniversitede gençlerle paylaşıyorum.

Mimarlığa nasıl başladınız, bugüne kadar ki yolculuğunuz nasıl geçti? 

ODTÜ’deki Mimarlık eğitimim esnasında Endüstri Ürünleri Tasarımı alanında yan dal yaptım, ardından da grafik tasarım üzerine master. Temel tasarım alanlarının tümüyle eğitim sırasında bir bağ kurduğum için mekandan, cihaza, marka kimliğinden müşteri deneyimine kadar geniş bir alanda çalışabiliyorum. Okul yıllarından sonra çalışmaya bağladığım bir bilişim firmasından uzun yıllar kreatif direktörlük yaptım. Son iki yıldır da kendi şirketim “United Experiences” ile çok disiplinli deneyim tasarımı üzerine çalışıyorum.

Tasarım felsefiniz…

Pragmatist. Trendlerden ve kişisel beğenilerimden önce kim için ve ne için soruları benim için önemlidir. Hele kurumsal dünyada çalışıyorsanız soracağınız kendinize soracağınız ilk sorular bunlar olmalı, proje ilerledikçe de yolunuzu kaybetmemek için bu soruları tekrar tekrar sormalısınız.

Son dönem tasarımlarına baktığımızda özellikle eskiye ve doğaya dönüş teması daha da ön plan çıkmaya başladı. Bu akımı nasıl yorumluyorsunuz?

Sadece tasarımlarda değil tüm alanlarda etkisini gösteren bir akım bu. Mimarlıkta doğal malzemelerden bahsediyorsak, gıdada organik beslenmeyi, tekstilde doğal kumaşların yükselişini ayrı tutamayız. Bu bir bakıma Zeitgeist yani çağın ruhu. Şehirler kalabalıklaştırdıkça doğayla ve toprakla bağımızı çok kaybettik şimdi herkes bu bağı kendi alanında yeniden kurmaya çalışıyor.

 

Mösyönün mutfağı

Biraz da mutfaktan bahsedelim, hayatınıza nasıl dahil oldu?

Hayatımda hep vardı, 6-7 yıl önce bu yanımı önemsemeye başladım diyelim. 12 yaşında evden çıkmış bir çocuk olarak kendine yeter bir hayat için ilk öğrenmem gereken karnımı doyurabilmekti. Zamanla bu çevremdekileri de doyurmaya dönüştü. Konuya olan merakımı araştırmacı kişiliğimle de birleştirince, herhangi bir okula gitmeden gastronomi konusunda uzmanlık sahibi oldum. Sonuçta Kadir Has Üniversitesi Vatel Business School’da mimarlığın yanı sıra gastronomi dersleri vermeye başladım.

Yemek yapıyor olmanın hayatınıza kattıklarını konuşalım biraz da? 

Daha sağlıklı besleniyorum bu işin fayda kısmı. Ama esasen ruhen besleniyorum. Yemek yapmak da adeta bir terapi süreci benim için. Yemek yapmaya başlarken zihninizde tat ve görüntüden oluşan bir son çıktı kurguluyorsunuz. Genelde tarif takip etmeyen ve elindeki tarifleri illa değiştiren biri olarak her yemek benim için yeni bir heyecan. Yaratıcı alanda çalışan biri olarak yemek hayal ettiğiniz tasarımı en hızlı gerçekleştirebildiğiniz bir alan, dolayısıyla çok tatminkar.

Mösyö Şokola karakteri nasıl ortaya çıktı?

Yemek yazıları yazarken bir mahlasa ihtiyaç duyuyordum, bu nedenle en çok etkilendiğim mutfak olan Fransız mutfağından feyz alıp ismimi Fransızcaya çevirdim. Berat Çokal’dan Bertrand Chocolat’a. Zamanla anladım ki bu ismi herkesin telaffuz etmesi çok zor ben de kısaca Mösyö Şokola’ya çevirdim. Artık kendi arkadaş çevrem bile bana mösyö demeye başladı.

Mösyö Şokola’nın mutfakta asla olmaz ve mutlaka olmalı dediği neler var?

Tutucu damaklar benden uzak dursun tek dileğim bu. Yemeği bir yaşam biçimi olarak benimsemiş, kinoa’dan başka salata yemem, alerjim yok ama ekmeğim glutensiz olsun diyenlere, haftada 3 kez juice detoks yapıp hala pilavı lapa yapanlara, 35’inde raw food’a kendini kaptırıp çok gazı olanlara, şeker hamurlu mavi kurabiyelerle baby shower yapanlara, tabağı bir tuval olarak ele alıp soslardan tablo yaparken yemeğin lezzetli olması gerektiğini unutan şeflere savaş açtım. “Gerçek mutfak, gerçek lezzet” akımını destekliyorum.

 

“Yemek, hayal ettiğiniz tasarımı en hızlı gerçekleştirebildiğiniz bir alan”

 

 

Bir Cevap Yazın